TASAVVUF LAF DEĞİL, HAL'DİR (*)Seyfi SAY
Tasavvuf hal ilmidir, kal değildir. Gerçekten kâmil bir insanla, kâmil olmayan sahtekârı ayırd etmek neredeyse imkânsızdır. Çünkü siz onun gönlünü bilmiyorsunuz ki. Dışardan bakınca adam mangalda kül bırakmıyor. Adam öyle ağlıyor, sızlıyor, bağırıyor, çağırıyor, öyle edebiyatlar paralıyor ki; herkes onu velî zannediyor.
Senin insanlar üzerindeki heybetin, Allah'ın senin gönlündeki heybeti kadardır. Sen Allah'tan ne kadar korkuyorsan, insanlar da senden o kadar korkar. Ve demişlerdir ki ''Allah'tan korkan hiç kimseden korkmaz.''
Simdi adam ağlıyor, sızlıyor, Allah'ı seviyorum diyor v.s. Ondan sonra askerler rap rap gelince; ''Efendim bunlar ictihad yapıyor.'' diyor, asker postalı yalıyor.
Sen âdî, alçak bir sahtekârsın!. Sende zerre kadar insanlık olsa bunu yapamazsın. İmam-i Rabbani hazretleri Ekber Şah geldiği zaman dedi ki; ''Benim boynum sizin su kılıcınız altındayken bu fetvayı imzalamam caizdir, ama ben bunu yapmam.'' Hapsedildi, ölebilirdi de..
İşte gerçek alim bu. Fakat sahtekarlar çenesinin kuvvetiyle insanları toplar. Allah da imtihan olarak ona bazılarını musallat eder ve sahtekarlığı açığa çıkar.
Sen cihaddan fazla bahsedersen -zannetme ki bu alem böyle gider- sonunda cihad imtihanıyla önüne gelinir. Sen mücahid olmadığını isbat etmeye çalışırsın mahkeme kapılarında...
......
Fazlurrahman denen adam ilahiyatçıların piridir. Adamın ''İslam'' diye bir kitabi var. Orada diyor ki: ''Ehli sünnet tasavvufu da cem edip kendini yenilemelidir.'' Ehli sünnet zaten tasavvufu da cem etmiş; sen nasipsizsin, sen körsün, herkesin tedavi olması gerekir diyorsun. Sen körsün. Gümüşhaneli Hazretleri önce medresede müderris olmuş, ondan sonra mutasavvıf olmuş. İmam-i Rabbani öyle, İmam-i Gazali de öyle. Biz senden fazla ehli sünneti biliyoruz, savunuyoruz, sen sapıtmışsın.
(*) Son Uyarı, Kasım 1997